Şimdi melekler kar ser.piyor, yiğit yüzüne.
Gülen yüzüne
Hüzünlü yüzüne
Aman Allah'ım! Neler görüyor gözlerim.
Karlar kızarıyor.
Göklerden güller yağıyor.
Yiğit gülüyor
Yiğit gülümsüyor
Bir yiğit düşüyor hayalime.
Bir eliyle kamçıyla dizgini tutmuş, diğer eliyle bizi selamlıyor.
Karlı dumanlı dağlara doğru sürüyor atını.
Hoşça kalın, ben gidiyorum der gibi.
Nice kızgın çöller geçen, karlı dağları aşan at, son yokuşta tökezliyor.
At yorgun, yiğit yorgun yıkılıyorlar karlı bir dağın yamacına.
Gün dökülüyor geceye
Yiğit, karları bir yorgan gibi çekiyor üzerine.
Yiğit üşüyor.
Yiğitler üşüyor
Rüzgâr, boşanmış kurt sürüleri gibi uluyor tepelerde
Rüzgâr, vahşi çığlıklar atıyor gecenin karanlığında.
Karlar bozguna uğramış ordular gibi savruluyor.
Bir yiğit yatıyor dağın yamacında.
Bir türbedar gibi duruyorum başucunda;
Yiğidim hele anlatıver olup biteni, sen dertli vatan dertli oturup ağlayalım diyorum.
Ses vermiyor...
Ses ver yiğidim! Yoksa beni duymuyor musun? Kalkı
Bak, ben uzaklardan, çok uzaklardan geliyorum.
Belarus'tan, geliyorum.
Belarus'ta bile senin için ağlayanlar var. Senin sevdana gönül verenler var.
Hani, hatırlıyor musun daha iki yıl önceydi. Türkçe Olimpiyatlarında memleketim şarkısıyla Türkiye'yi ayağa kaldıran bir kızımız vardı.
Kseniya juk
Dünyanın dört bir yanından Anadolu türküleri yağmıştı o gece üzerimize.
Kseniye yine dün gece memleketi Belerus'ta memleketim türküsünü söyledi.
O söylerken ben gecenin koynunda karlı dağlarda üşüyen seni düşündüm.
O söyledi ben ağladım.
Bu sene olimpiyatlarda Belerus'u temsil edecek kızımız geldi sahneye o da; veda busesini söyledi.
Veda
Baktım alperenlerin hepsi ağlıyordu.
Anladım
O an, hepsi seni düşünüyordu.
Hepsi üşüyordu.
YER TİTREDİ, İÇİMİZ TİTREDİ
Senin sevdandı bunlar. Senin hayalindi bu çocuklar. Dünyanın dört bir yanından gelen rengârenk çocukların Türkçe okuduğu şarkılarla içinde bir coşku kabarıyor, Türkçe dünya dili olma yolunda, diyordun.
Gecenin sonunda, zeybek kıyafetleriyle geldi sahneye alperenlerin.
Bir,Hey! çektiler ki değme gitsin.
Mutlaka duymuşsundur.
El çırptılar, eğildiler, sonra dizlerini yere vurdular.
Yer titredi,
Belarus titredi.
İçimiz titredi.
Dudaklarımız titredi.
Belarus'ta soğuk bir seher vakti
Karlı dumanlı dağlarda sen düştün hayalime.
Yine mağrur, yine mahzundun
Vahşi uğultularla esiyordu rüzgâr. Karabulutlar kaplamıştı karlı dağları.
Gece ürperticiydi.
Dağlar bile korkudan bir birine sokuluyor, dağlar, senin yüreğindeki ışığa koşuyordu.
Korkuyla hiç tanışmadın sen.
Herkes sana derdini açtı ama sen, kimseye derdini açamadın.
Mahpushanedek i arkadaşlarınla, aranızda para toplayarak, Hakk'a yürüyen Halil ve Selçuk için cezaevi terzisine idam gömleği diktirmiştiniz.
Son yolculuğunuzda sizi karlı dumanlı dağlarda ölüme taşıyan kırmızı tabutunuzu, yine kendi aranızda topladığınız paralarla kiralamıştınız.
Derin Anadolu'nun çığlığı idin.
Herkes sevdi senin sesini
Anadolu sevdi yiğit yüzünü.
Türünün son örneğiydin.
Millete yöneltilen silaha selam durmam derdin
Zor anlarda, dava arkadaşlarına; dağılmayın, dik durun, arkadaşlarınızı vermeyin, geldiğimiz gibi gideceğiz diye haykırırdın.
Sonunda, dik durmanın sembolü dağlara vurdun kendini.
Dağlar anlar beni, bana dağları verin, ey dağlar! Beni bırakmayın, ben bu mor dağların maralıyım, bana sizin bağrınızda ölmek yaraşır dedin.
Ey bozkırların kavruk delikanlısı;
Sen hep yiğit kaldın.
Hep Anadolu
Hep davanı öne aldın
Şimdi, Gitti gelmez bahar yeli Şarkılar yarıda kaldı
Yaşlı ve yorgun anamız ve acılı eşin, uğrunda can verdiğin bayrağa sarılı tabutunun peşinden yürürken hayatlarının en zor adımları atıyor, en zor anlarını yürüyorlardı.
LİDERLERİN ÖLÜMÜ
Oğlun Furkan milyonlarca kalabalığın arasında senin fotoğrafını taşırken, dağları kucaklasa o kadar ağır gelmezdi. Kızın Firuze İstiklal Marşımızın yazıldığı Taceddin dergahında; sen nazlı bayrağın gölgesinde gömülürken ne olur sükun içinde olalım. Bu gün bizim en güzel günümüz olsun derken ömrünün en zor konuşmasını yapıyordu.
Sen hafif bir rüzgar gibi süzülüyordun sonsuzluğa
Anadolu'nun dört bir yanından, Balkanlardan, Orta Asya'dan getirilen topraklar dökülüyordu üzerine.
Sen Kızın Firuze'nin sessiz çığlığını dinliyordun;
Babacığım! Servise geç kaldığımızda okula bizi kim götürecek, sahurda tatlı uykulardan uyanamadığımızda kim başucumuza yemek getirecek, kim bize melemen yapacak?
Ne olur? Geri gel babacığım, gül babacığım, ceketi bile gül kokan babacığım!
Merhametli babacığım, karanlık, daracık hücrelerde bile kin değil yüreğinde sevgi büyüten babacığım.
Milyonlarca sevenin, geri gelmen için sana dua ettiler soğuk gecelerde.
Ne olur geri gel babacığım!
Biliyorum sen Firuze'nin çığlıklarını duyuyordun.
Acı acı gülümsüyordun.
Hey gidi Koca Reis
GÜNEŞLERE DOYACAKSIN
Herkes sana gel çağrısı yapsa da, sen geri gelmedin.
Gönlünü çekse de yarin hayali, artık aşmaya gücün yetmedi cibali
Dağları aşamayan, dağlarda kalan yiğit
Sen
Mamak Mapusanesi'nin daracık karanlık hücrelerinin ömrünü içtiği yiğit.
Sen
Yıllarca, kırlarda güneşle kol kola gezemeyen, yarpuzlar arasında kendisini bırakı
Uzanıvermek için hep bir çeşme başı arayı
Hz Yusuf gibi, yedi yıl hiç baharın gelişini, güneşin doğuşunu göremedin.
Karanlık hücrelerde gözlerim bozulmasın, diye yeşil maydanoz siparişi verip, saatlerce o bir tutam yeşile bakı
Baharla birlikte mor sümbüllü dağlarda, yeşilliklerde yaşayacaksın; pencerelerin hiç kapanmayacak ve güneşlere doyacaksın.
Şehirlere sığmadın sen, şehirler basmadı seni bağrına, sen özgür dağlara koştun.
Şimdi melekler kar serpiyor, yiğit yüzüne.
Gülen yüzüne
Hüzünlü yüzüne
Aman Allah'ım! Neler görüyor gözlerim.
Karlar kızarıyor.
Göklerden güller yağıyor.
Yiğit gülüyor
Yiğit gülümsüyor
Anası geliyor gözlerinin önüne.
Yaşlı anası
Yaşlı gözlerle, Muhsin'im, yavrum, yiğidim diye feryat ediyor.
Uzun hava ağıt yükseliyor, karlı- dumanlı dağlarda.
Ağlama ana ağlama ben iyiyim.
Bak güller yağıyor üzerime, yaşarken yağmamıştı bu güller.
Hasrettim ben bu güllere.
Sen üşüyorsun oğlum
Üşümüyorum anacığım, artık üşümüyorum, ben Mamak mapusanesi'nde üşüyeceğim kadar üşüdüm.
Kış gecelerinde hücremdeki soğuk betonlarda üşüdüm.
Şimdi üşümüyorum anacığım.
Senin üşüdüğünü sanı
Sen git anacığım! Ben artık hep buralardayım Biliyor musun şehirler basmadı beni bağrına, bu dağlar aldı beni kollarına.
Ben artık bu dağlardan kopamam. Ben bu dağların nazlı maralıyım. Benim baharım da yazım da bu dağlarda artık. Ben aradığımı bu dağlarda buldum. Bu dağlarda kabul oldu dualarım. Bu dağlarda dualar gibi yükseldi ümitlerim.
Mamak Mapusanesinde ne kadar da yalvarmıştım, Ey Sonsuzluğun Sahibi, sana ulaşmak istiyorum! diye.
Küçücük penceremi kapatıyorlardı da ben 'durun kapatmayın penceremi, kapatmayın güneşimi, beton çok soğuk, üşüyorum' demiştim.
Ama şimdi üşümüyorum anacığım. Yıllarca daracık hücrede güneşimi göstermediler bana, günlerce siyah bir bezle bağladılar gözümü, senin sıcaklığından ayrı kaldım yıllarca, ben o zaman üşüdüm anacığım. Şimdi senin sıcaklığın var içimde, içim huzur dolu, sonsuzluğun sahibine gidiyorum.
Üzülmeyesin diye sana o zaman diyememiştim anacığım;
Mamak Mapusanesinde beni çırıl çı
Yirmi altı gün hiç gözüm açılmadan sorguda kaldım.
Kaç defa falakaların altında acıdan bayıldım. Başımdan ayaklarımdan cerahatler akıyordu. Derim defalarca kavladı.
O günlerde kimse bizi aramadı.
Ben ölümlerin arasından çıkı
Hele bir gün
Yine çırıl çı
Şimdi bir coşku var içimde , bu gün kı
Çok özlediğim güller
Davamın sembolü güller, gönlümün çiçeği güller.
Çok demiştim 'bana güllerimi verin, güller anlar beni' diye ama bir türlü sevdamın sembolü güllerime kavuşamadım.
Ben hep böyle bir gün de ölmeyi düşlemiştim anacığım.
Mamak mapusanesinde hücresinde geceler boyunca idam edileceği günü bekleyen yiğit Halil'e;
'Nasıl bir gecede ölmek istersin' diye sormuştuk da,
'Yağmurlu bir gecede' demişti.
Bir Haziran gecesi Selçuk'la birlikte idam edilirken şakır şakır yağmur yağmıştı.
Ben de o gün böyle bir ölümü arzulamıştım.
Siz peygamber çiçekleri toplarken ben ülkemin bu karlı dağlarına uzanmak istiyordum.
Hayalim gerçekleşti anacığım. Bak, melekler ellerinde billur kaselerle dibimizdeki çeşmeden su veriyorlar, ben artık hiç susamayacağım anacığım!
Hiç
Yavrum Muhsin'im! Sevdanı sana verdiler, Sivas'ı sana verdiler.
Senin 2187 no'lu sandığının üzerine bir de gül koydular.
Çok sevdiğin gülü.
Haydi! Gel, gidelim artık.
Geç kaldılar anacığım! Geç, çok geç
Şimdi ben artık güvercinler ülkesindeyim. Burada ruhumu dinlemek istiyorum.
Ruhumu.
Hayat rüyamın billuru çatladı artık, gözlerimde öteler tülleniyor.
Artık ne hicranlı akşam, ne ağlayan hazan, ben uzak çok uzak yerleri özlüyorum. Bak anacığım bak! Gök kapıları açılıyor, altın saçlı bahar beni çağırıyor.
Hafif bir rüzgar gibi süzülmek istiyorum, Sonsuzluğun Sahibine.
İçim de huzur dolu
Bir zamanlar şevkle koştuğum bu sevdalı tepelerin ardında, ötelerin ağaran şafaklarını görüyorum.
AH ANACIĞIM!
Ey oğul! Yaşlı ananın yüreğine cüsseleri kadar acılar bıraktı bu karlı dağlar, anan nasıl dayanır bu acıya?
Anacığım sen bilmez misin yiğidin anasının derdi de yüreği de büyük olur. Hatırlıyor musun anacığım . Biz babamla güneşin bağrında tarlalarda ekin biçerdik. Ben onları kağnı ile harman yerine taşırdım. Kağnının bağırtısından dağlar taşlar inlerdi. Kış geldiğinde, köyün çocuklarıyla, ellerimizde birer tezek ve odunla medreseye giderdik. Sobayı yakar , duvarın dibine sıralanırdık. Ben her zaman sıranın en sonuna oturur, okuma sırası bana gelinceye kadar dersimi ezberlerdim. Ve hep yanlışsız okurdum da Bekir Hoca; şuncaz çocuk biliyor, siz bilmiyorsunuz derdi. Ben hep o günleri özledim anacığım.
O günlerimi
Sonra sen, büyük şehirlere yolladın beni anacığım.
Büyük şehirlere gittik ama bizi, birbirimize düşürdüler; kardeşi kardeşe vurdurdular.
Dövüşmek istemedik ama bizi dövüştürdüler. Beş bin vatan evladı yok yere öldü. Kim, niçin ölüyordu? Neden öldürüyordu, hiç bilmiyorduk.
Koskoca Anadolu'ya sığmayan bizler, daracık hücrelere sığdık, dışarıda birbirimizi öldüren, yaralayan bizler içerde bir birimizin yaralarını sardık.
Ben, beni öldürmek isteyenlere bile yapılan işkencelere dayanamadım.
Bir gün 'Yeter artık hepimiz aynı vatanın evlatlarıyız, yetti be!' diyerek isyan ettim.Ah anacığım ah!
Beş bin ananın yüreğine ateş düştü o zaman, benim de yüreğim yandı anacığım.
Yüreğimin yangınlarıyla yürüdüm yarınları.
Onun için şimdi üşümüyorum anacığım, ben öyle yandım, öyle üşüdüm ki, artık yüreğimde ne yangına ne de soğuğa yer kalmadı.
Ha, bir de ben daha çocukken, köyde kar yağdığında elimde tahta sıyırgıyla damda biriken karları kürerdim.
Anacığım şu sıcak ellerinle üzerimdeki karları bir sıyırsana.
Son bir kere daha bakayım Anadolu gibi ışıldayan yüzüne.
Ben gidiyorum anacığım çok uzak bir yerlere gidiyorum.
Bir coşku var içimde bu gün kı
Huzur dolu içimde.
Zikre dalmış her şey.
Güne gülümsüyor papatyalar
Bahara ulaşıyor ülkem.
Bahara
'Ey sonsuzluğun sahibi sana ulaşmak istiyorum.'
Sana
Harun Tokak








--
Sen Göremiyorsun Diye Bu Alem Yok Degildir
twitter tweeet [link] follow me
--
~chulii-stock ♥ experience the warmth before you grow old.
Çok teşekkürler..
--
Altan SOMAY
TA7FC | QTH: KN90UX
altan.somay.com.tr
--
ı
LOVE
TYPOGRAPHY
--
"Ne Mutlu, Türk'üm Diyene!" M. Kemal ATATÜRK
--
[link]
My gallery: [link]
--
Sana sevgim şımarık bir çocukmuş her düştüğünde zırıl zırıl ağlayan...
Previous Page12345...Next Page